DİJİTAL FOTO MUHABİRİ

Beyaz Saray Baş Foto Muhabirleri ve ABD Başkanı’nı fotoğraflamak

Posted in Notlar, Tüm Dosyalar by tolgaadanali on 28/10/2009

BEYAZ SARAY BAŞ FOTO MUHABİRLERİ ANLATIYOR…

Yazı ve Röportaj: Tolga Adanalı
New York’taki PDN Fotoğraf Fuarı’nda düzenlenen seminerde biraraya gelen Beyaz Saray Baş Foto Muhabirleri, nasıl fotoğraf çektiklerini, Beyaz Saray’ın perde arkasını, fotoğrafların kamuoyu ile paylaşımını, anılarını, teknik detayları ve Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi’nin işleyişini anlattı.

01

Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi’nin kuruluşu
Beyaz Saray’da ‘Baş Foto Muhabirliği’ ya da bizde bilinen ismiyle ‘’Resmi Fotoğrafçı’’ statüsü ilk olarak suikasta kurban giden John F. Kennedy döneminde belirlendi ve Beyaz Saray’da bir Fotoğraf Ofisi kuruldu. Fotoğrafa çok önem veren Başkan Kennedy, Ofis’te, kadrolu bir ‘foto muhabiri’ olması gerektiğini belirtti ve kendisine ordudan bir fotoğrafçı alarak dünyada ilk kez ‘resmi fotoğrafçı’ uygulamasını başlattı. 1960’lı yıllardan günümüze bu sistem gelişerek devam etti. Daha sonra pek çok ülke de Başkan veya Cumhurbaşkanları için çalışan ‘resmi fotoğrafçılar’ tahsis etmeye başladı.
Beyaz Saray Baş Foto Muhabiri, seçilen Başkan tarafından bizzat belirleniyor ve şimdiki Baş Foto Muhabiri Pete Souza’nın tanımlaması ile ‘Başkan’la gün içinde en çok beraber olan kişi’ oluyor.

Souza ve ondan önceki foto muhabirlerinin çoğunun ortak özelliği fotoğraf üzerine ülkenin saygın üniversitelerinde foto muhabirliği dersi veren işinin uzmanı kişiler olması. Beyaz Saray, ‘resmi fotoğrafçı’nın görevini ‘belgesel fotoğrafçılık’ mantığıyla çalışan foto muhabiri olarak tanımlıyor.
Beyaz Saray’ın son 30 yıldaki eski ve yeni Baş Foto Muhabirleri, New York’taki PDN Fotoğraf Fuarı’nda bir seminer için biraraya geldiler ve Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi’nin çalışma sistemini ve Oval Ofis’in bilinmeyen yönlerini dinleyiciler ile paylaştılar, özel fotoğraflardan bir kısmını meraklılarına gösterdiler. Bu seminerden bazı notları ve bilgileri derledik :

SOUZA İLE OBAMA VE REAGAN YILLARI
Uzaktan kumanda ilk Reagan ile kullanılmış
Souza, Obama’nın Başkan seçilmesiyle Baş Foto Muhabiri olarak Beyaz Saray’da çalışmaya başladı. Obama, aslında Souza’nın ilk Beyaz Saray deneyimi değil. O, Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan ile Beyaz Saray’da 8 yıl foto muhabiri olarak görev yapmış bir isim ve ülkenin en saygın foto muhabirlerinden birisi. National Geographic adına pek çok yerde görev almış ve son olarak Yardımcı Doçent Doktor ünvanı ile Ohio Üniversitesi’nde Foto Muhabirliği üzerine dersler vermiş bir isim. Reagan döneminde, Başkent Washington’a giden Souza, 1989’a kadar Başkan’ın fotoğraf ekibinde yer almış. Beyaz Saray’da arşivlemenin ilk kez Reagan döneminde ciddiyetle ele alındığını söyleyen Souza, Reagan’ın ciddi ve saygın bir başkan profili çizdiğini belirtiyor.
Picture 4 Souza, ‘Reagan döneminde 6 yıl Beyaz Saray’daydım. Reagan Cumhuriyetçi Parti’den Başkan seçildi, Obama ise Demokratların başkanı. Her ikisinin de kıyaslamasını yapmak tabiki zor, ama baba ve oğul Bush dönemleri ve Reagan dönemi fotoğrafları ile Obama dönemi fotoğrafları arasında keskin bir farklılık var. Reagan ve Bush’lar, Cumhuriyetçi Parti’nin ciddiliğine sahiplerdi. Fotoğraflara bakın, hep kravatlı-ceketli adamlar, şık kadınlar, herşey bir düzen içinde, bir set-up (kurma) mevcut. Eric Draper George Bush’un 8 yıl Baş Foto Muhabiri olarak çalıştı. Eric muhteşem bir foto muhabiri ama Başkan’ı hep Bush’un istediği şekilde fotoğrafladı. Reagan da aynıydı, biz de onu Cumhuriyetçi geleneğe göre çektik. Olduğu gibi değil. Ama Obama çok farklı, tamamen özgürüz. Birgün ayakları Oval Ofis masasının üzerinde bir Obama fotoğrafı, diğer gün barfiks ya da şınav çeken Obama, eşini dudağından öpen, uyuklayan ya da köpeği ile koşturan bir Başkan fotoğrafını gazetelede görebiliyorsunuz’’ diyor.
Remote Control, yani uzaktan kumanda sistemlerinin ilk kez Reagan döneminde kullanıldığını söyleyen ‘Reagan’ın makam arabasının içine Gizli Servis elemanlarından birinin yardımıyla uzaktan kumandalı bir fotoğraf makinesi yerleştirdik. Sistem daha çok yeniydi o zaman. İlginç bir fotoğraf oldu’ diyor.

Souza, Obama ile senatör olduğunda tanıştı
‘Şimdiki Başkan Obama ile senatör olduğunda 2005 yılında tanıştım. Bana, senatodaki ilk günlerini fotoğraflamam teklif edildi. Washington’daki senato binasında çok güzel fotoğraflar oldu. O zamanlar bile senatoda Obama’nın ileride Başkan olabileceği konuşuluyordu. Diğer senatörler arasında parlıyordu. Ben de birgün Başkan olursa bu fotoğrafların çok değerli olabileceğini düşünerek ona göre fotoğraflar çektim. Mesela Senato binasının merdivenlerinden koşarak çıkan bir Obama fotoğrafı var, 2005’te çektiğim. Bugün bile pek çok gazetenin kullandığı fotoğraflardan biridir o.’
‘Senatörken, Rusya ve Kenya’ya yaptığı ziyaretleri de ben fotoğrafladım. O fotoğraflara bakarsanız, Moskova’da kimsenin tanımadığı tek başında dolaşan bir kişi görürsünüz. Kenya’da korumaların hemen hiç olmadığı bir yerde halkla içiçe bir kişi görürsünüz. Bugün bunlar imkansız.’
Picture 5Obama’yla çalışmak
‘Obama’nın en önemli özelliklerinden biri arkadan çok rahat tanınması. O yüzden sırt fotoğrafları diğer liderlere göre çok daha fazla çekiliyor. Başkan, vücudunu fotoğraflarda çok kullanıyor. En çok ellerini çekiyoruz.’
‘Beyaz Saray’da hiçbir Gizli Servis elemanının ya da yönetimden birilerinin karışmadığı, istediğimiz gibi dolaşma her yere girip çıkma hakkına sahip birkaç kişiden biriyim. Göreve başladığımız zaman ve bazı farklı dönemlerde güvenlik ile ilgili CIA’dan brifingler alıyorum. Oval Ofis’te sürekli Obama’nın yanındayım. Çok yoğun oluyor. Rahat yemek bile yiyemiyorum. Birgün tam masaya oturdum, telsizden bana bir anons, ‘Başkan arka bahçede Yardımcısı Biden ile golf oynuyor, ilgini çeker mi ?’..Çekmez mi?, ama programda yoktu. Bu da nereden çıktı. Yemeği yiyemeden koştum, tabi çok hoş fotoğraflar oldu. ’

Beyaz Saray’a ilk kadrolu videographer alındı
‘Beyaz Saray’da hangi makinenin kullanılacağına Baş Foto Muhabiri karar veriyor. Ben yıllardır Canon kullanıyorum. Eos 5D Mark II en son aldığımız makine. Mark III’lerimiz de var. Bir de Leica M8’im var tabi. Leica’yı Beyaz Saray’da aktif olarak kullanıyorum.’
‘Fotoğraflarımda genellikle flaş kullanmıyoruz. Beyaz Saray içinde flaş pek tercih edilmiyor. Oval Ofis’te sürekli flaş patladığını düşünebiliyor musunuz?, felaket bir görüntü. Ben zaten doğal ışığı tercih ediyorum. Teknoloji de yardım ediyor tabi, yeni makinelerle çok yüksek ASA’larda çok temiz fotoğraflar oluyor. Çok nadir olarak flaş kullanıyoruz. Başkan da flaş kullandığımızda bunun bir zorunluluktan kaynaklandığını bildiği için birşey demiyor’
‘Yeni dönem makinelerin hepsine video ekleniyor. Foto Muhabirliği’nde bir değişimin olduğu kesin. Biz de bu değişimi gözardı etmedik. Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi’ne tarihinde ilk kez yeni tanımlama ile ‘videographer’ ya da ‘videojournalist’ aldık. Henüz biz de bu kişinin ne çekeceğini tam bir sisteme oturtamadık. Videographer ve Kameramanlık birbirinden ayrı tanımlamalar. Beyaz Saray içinde dolaşırken bazı şeyler görüyorum ‘evet işte bu tam videographer’ işi diyorum, ama açıkçası bu işten çok anladığımı söyleyemem. Yavaş yavaş yerini bulacaktır videojournalism.’

Beyaz Saray Fotoğraflarının telif hakkı
‘Beyaz Saray fotoğraflarının telif hakkı Başkanlığa ait. Başkan istediği fotoğrafı kendi özel arşivine alabiliyor. Her Başkan kendi kütüphanesine (açıklama : ABD’de görevi sona eren her Başkan, kendi eyaletinde bir müze-kütüphane açar) istediği fotoğrafları taşır. Beyaz Saray arşivinde de bu fotoğraflar tabiki yer alır. Fotoğraflar, Ulusal Arşiv Sistemi isimli bir sistemin parçasıdır bu fotoğraflar. Ancak yayın hakkı Başkan’a aittir. Biz çektiğimiz her fotoğrafı arşive yükleriz. Fotoğrafları disketten silemeyiz. Fotoğrafları ajanslar vasıtası ile kamuoyu ile de paylaşıyoruz.’
‘Çektiğimiz fotoğraflardan bazılarını kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu bazen ajanslar vasıtasıyla oluyor. Bazen dergiler ya da gazetelerin özel talepleri aracılığıyla onlara özel fotoğraflar vererek oluyor. Ancak, tüm fotoğrafları düşük çözünürlükle bu ajans, dergi ve gazetelere veriyoruz. Photoshop üzerinden fotoğraf büyüklüklerini 1000-2000 piksel yaparak servis ediyoruz. Fotoğrafların daha büyük ölçülerini Beyaz Saray olarak kendi arşivimize saklıyoruz’

Kızların fotoğrafı yayınlanmayacak
‘Ailenin kararı ile Obamalar’ın kızları Sasha ve Malia’nın fotoğraflarını kızlar büyüyene kadar yayınlamama kararı aldık. Onlar daha çocuklar ve çocukluklarını yaşayacaklar. Çok nadir olarak zaman zaman servis edilecek çocukların fotoğrafları. Servise verilen fotoğraflarda da aileden birisinin bulunması şartı olacak. Obama ve Beyaz Saray yönetiminin kararı bu yönde’
Picture 6 Köpek siyah renkli olmasın diye dua ettik
‘Obama ailesi Beyaz Saray’a kızları için bir köpek almaya karar verdiğini açıklayınca bu köpeğin siyah olmaması için dua ettik. Siyah bir köpeğin oluşturacağı kontrastta fotoğraflamanın ne kadar zor olacağını düşünebiliyor musunuz ?. Üstelik Beyaz Saray’da flaş kullanmıyoruz. Ancak Bo, simsiyah bir köpek olarak karşımıza çıktı. Yapacak birşey yok tabi.’

Beyaz Saray’da tek foto muhabiri, yenilerini alacak
‘Yaptığımız tabiki fiziksel ve zihinsel olarak bizi yıpratıyor. Sabah çok erken kalkıp akşam çok geç yatıyorum. Ve bu maalesef hergün böyle. Henüz Beyaz Saray’da tek başımayım. First lady için çalışanlar var ama Obama için yeni foto muhabirleri alacağız. Ben kolay karar veren bir kişi değilim. Alınacak kişi üzerinde aylarca düşünebilirim. Doğru kişileri seçmek isterim. Benim için önemli olan foto muhabirinin karakteri. Çektiği fotoğrafın güzelliği daha sonra geliyor.’

Perde Arkası fotoğraflar eski Başkanlara göre daha çok yer alıyor
‘Obama’nın perde arkası özel karelerini eski Başkanlara göre çok daha fazla kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu benim değil yönetimin kararı. Ayakları Oval Ofisin masasının tepesinde bir fotoğrafı gazetelerde görebiliyorsunuz, ya da eşiyle dudak dudağa öpüşen bir başkanı, Michelle’in omuzlarına kendi ceketini koymuş bir Başkan’ın fotoğrafını, köpeği ile yarışan bir Obama’yı basında görüyorsunuz artık. Bush dönemindeki ceketli-kravatlı Başkan portresi bizimle büyük bir değişime uğradı. Obama, nasıl yaşıyorsa halkla onu paylaşıyor. Set-up bizde olan birşey değil’

Picture 7

Souza, Türkiye’ye de çok gelmiş
‘Reagan döneminden sonra, 1989’da Beyaz Saray’dan ayrıldım ve uzun yıllar Free Lance olarak çalıştım. Chicago Tribune beni 90’lı yılların sonunda kadrolu olarak işe aldı. İlk görev olarak Türkiye’ye gönderdiler. Bir muhabir ile İstanbul’a bir haber için geldik. Türk televizyonlarında, Clinton ve Monica Lewinsky haberleri dönüyordu. Şaşırdım tabi. Daha sonraki yıllarda da Türkiye’ye pek çok kez gittim haber için. En son Obama ile Türkiye ziyaretinde yine geldim. İstanbul ve Başkent Ankara’da güzel fotoğraflar oldu’

ROBERT (BOB) MC NEELY İLE JIMMY CARTER VE BILL CLINTON DÖNEMİ
Bill Clinton ile Oval Ofis’te 6 yıl Baş Foto Muhabiri olarak çalışan Mc Neely’nin ilginç bir yanı da Vietnam Savaşı gazisi olması. İlk olarak Başkan Jimmy Carter ile Beyaz Saray’a 70’li yıllarının sonunda adım atan Mc Neely, Clinton’ın fotoğraf konusunda çok rahat ve herşeye izin verebilen bir kişiliğe sahip olduğunu söylüyor.
Mc Neely
‘Bana Carter’ın eski ekibinden ulaştılar ve Arkansas Valisi’nin Başkanlık yarışında görev alıp alamayacağımı söylediler. İlk kez Manhattan’da 6.Cadde’de onu gördüm ve fotoğraflarını çektim. Pek şans tanınmıyordu o zaman. Ama karizması çok fazla biriydi, Başkan olacağını tahmin ediyordum.’
‘Sonraki 6 yıl boyunca sabahın köründe kalkarak Oval Ofis’e gittim ve Başkan’ın gelişini bekledim. Yanımda çalışan diğer foto muhabirleri renkli çekti. Ben Başkan’ı sadece siyah-beyaz olarak fotoğrafladım. Amacım herşeyi bir belgeselci olarak kayıt etmekti, tercihimi bu yüzden siyah-beyaz yaptım.’

Picture 8‘Clinton ile çalışmak çok keyifliydi, çünkü çok rahat bir insandı. Herşeye izin verirdi. Düşünün, bir danışmanını azarlarken, ona bağırırken bile fotoğrafını çekebiliyordum. ’
‘Clinton bana bazen, ‘Bob, ne kadar çok fotoğraf çekiyorsun, bu kadar fotoğrafı ne yapacağız’ derdi. Şimdi fotoğrafların hemen hepsi Clinton’ın kütüphanesinde Arkansas’ta sergileniyor. Çok müthiş bir arşiv oldu. Mesela, Yugoslavya’daki duruma ABD müdehale etmişti. Bu döneme ait bilinmeyen, gayri resmi bir fotoğraf var. Miloseviç ile Clinton’ın görüşmesi ve birikte fotoğrafı gibi. Yine, eski Başkan Nixon ile yaptığı bir özel görüşmeyi fotoğraflayabildik. Her yere girmemize izin verildi.’

DAVID KENNERLY ILE NIXON VE FORD YILLARI
Beyaz Saray’ın yaşayan en eski foto muhabirlerinden olan Pulitzer ödüllü David Kennerly, ABD tarihinin istifa ederek görevi bırakan tek Başkanı olan Richard Nixon ve yerine gelen Gerald Ford ile çalıştı. Newsweek dergisinin fotoğraf editörlüğü başta basın sektöründe pek çok görevde bulundu.
Kennerly
‘Nixon, diğer başkanların aksine çok sert bir mizaca sahipti. Ben Nixon döneminde Beyaz Saray’da foto muhabiri olarak başladım. Nixon, resmi görüşmeler dışında bir foto muhabirinin Oval Ofis’te dolaşmasına çok sıcak bakmazdı. Çok fazla özel an fotoğrafı bulunmaz’
Picture 9‘Watergate skandalı nedeniyle istifa edeceği gün heralde en sert günlerinden biriydi. İstifa konuşmasını yapacağı ve CBS’in bunu canlı yayınlayacağı sırada içeride kimsenin bulunmamasını istedi. Baş Foto Muhabiri’ne, ‘yetmedi mi, daha neyi çekeceksin. CBS kameramanı dışında kimseyi istemiyorum, herkes dışarı çıksın’ demişti. Çektiğim en ünlü fotoğraflardan biri heralde Elvis Presley ile Nixon’ın yanyana olan fotoğrafıdır. Kral ile imparator yanyana’‘Gerald Ford, Nixon’ın yerine geçince beni Ofis’e Baş Foto Muhabiri olarak seçti. Ford enteresan bir kişiliğe sahipti. Beni çok serbest bıraktı. Reagan ile Cumhuriyet Parti adaylığı için yaptıkları yarışı fotoğrafladım. Çok ilginç ve güzel fotoğraflar çıktı.’

ABD’de akreditasyon uygulamaları ve foto muhabirliği

Posted in Ajanslar, Notlar, Tüm Dosyalar by tolgaadanali on 06/08/2009

ABD’de akreditasyon uygulamaları ve foto muhabirliği

Yazı : Tolga Adanalı
(yazı Abdurrahman Antakyalı’nın editörlüğünü yaptığı fotomuhabiri.com için hazırlanmıştır)
Bir foto muhabiri için Yeni Dünya’daki sihirli kelime “credential”, yani bizim dilimize mesleğin bir başka fenomen ülkesi Fransa’dan ithal edilen şekliyle “akreditasyon”.
İster AP, Getty gibi bir büyük ajansta çalışsın, ister The New York Times’da ya da Chicago Tribune’de, ister Aurora, Corbis, gibi bir “butik” fotoğraf ajansının adına çeken “freelance” olsun, veya Magnum, Seven gibi prestijli “kooperatifler”den birinin tanınmışlardan, ya da benim gibi bir ülkenin ulusal ajansında çalışıyor olsun, Amerika’da bir foto muhabirine kapıları açan ve onu rahatlatan tek şey, büyük organizasyonlar hariç bizim ülkemizde henüz pek de geçerli olmayan, “akreditasyon” ya da tam Türkçe karşılığı ile “yetki/yeterlik belgesi”.

PDN PHOTO PLUS ULUSLARARASI FOTOGRAF FUARI

NBA gibi büyük bir organizasyondan tutun da, Manhattan’da Çin Mahallesi’nde düzenlenecek sıradan “Çin Yeni Yılı Kutlamaları”na kadar, her türlü organizasyonda çalışabilmek için ilk kural, gerekli bağlantıları telefon/e-posta yoluyla kurup isminizi “akredite ettirmek” ile başlıyor. Bu kuralı uygularsanız sorun yok, ama tersi durumda o toplumsal, siyasi ya da spor olayını takip etme şansınız hemen hemen sıfır. Yani, Türkiye’deki gibi fotoğraf makinenizi elinize alıp, kurum kartınızla “Ben Taksim’deki eylemi çekmeye gidiyorum” ya da “Bakan’ın programına bakıp geleceğim” olayı bu ülkede geçerli değil. Daha basit şekilde anlatmak gerekirse, bizde Süper Lig futbol maçları öncesi her hafta uygulanan “isim bildirme” sistemi Amerika’da her durumda çok sıkı bir şekilde uygulanıyor.

Spor müsabakalarına akreditasyon almanın ve fotoğraf çekmenin “çetrefilli” yolları
Amerikan toplumunun üzerine 11 Eylül olaylarından sonra çöken “korku” psikolojisi ve bunun getirdiği zorunlu uygulamalar, kendini basın mensuplarının çalışma koşullarında da bu yönüyle ciddi şekilde hissettiriyor. Bence, bir nevi “damgalanma” olarak da adlandırılabilecek akreditasyon sisteminin en detaylı şekilde uygulandığı kurumlardan biri olan NBA’de, bir ülke ulusal ajansının foto muhabirinin bir maça “credential” almasının çetrefilli yolunu size anlatıyım. Öncelikle NBA’de basın işleri ile uğraşan kişiyi bulmanız gerekiyor. Tabi, bu ülkede en ufak bir iş bile çok ciddiye alındığından NBA’in basın bölümünde çalışan 100 kişiden akreditasyonları sağlayan doğru kişiye ulaşmak lazım. Bir “NBA mücadelesinde foto muhabiri olarak çalışmak için gerekli yetki belgesi”ni alma işlemi böylece başlıyor. Daha önce hiçbir NBA maçına akredite olmamış bir ajans olan AA’nın foto muhabiri olduğum için NBA’in merkez ofisinde çalışan görevliye kendimden, AA fotoğraf servisinden ve AA’nın tarihçesinden, niçin NBA’de fotoğraf çekmek istediğimizden, AA’nın abone portföyünden, benim portfolyomdan ve ajansın fotoğraf linkinden oluşan uzunca bir mail atarak işe başladım. Gelen cevap olaya verilen ciddiyeti gözler önüne serdi ; beni NBA’de Türkiye’nin de bağlı olduğu İngiltere’deki ofislerine yönlendirdiler ve oradaki kişi ile önce telefonla kontak kurdum, sonra da benzeri bir maili oraya da gönderdim. Aradan geçen 3 günden sonra –sanırım detaylı bir kurum araştırması yapıldı- bana akreditasyon için olumlu cevapla beraber NBA maçında foto muhabiri olarak çalışma kurallarını içeren bir kılavuz da geldi. Kurallardan bazılarını size sıralayayım ; mücadeleden 2 saat önce salonda olup kartınızı alacaksınız, soyunma odalarında fotoğraf çekmek yasak, devre arasında yer değiştirmek yasak, size belirlenen pota arkasında belirlenen nokta dışında fotoğraf çekmek yasak, lensleri (tele veya geniş açı) parasoleysiz kullanmak darbelere maruz kalma riskine karşı yasak , flaş kullanmak sporcuyu etkilediği için yasak, periyotlar devam ederken ya da molalarda ayağa kalkmak-hareket etmek yasak…

Serbest olan tek şey, bulunduğunuz bölgeden deklanşöre basmak ve gerek duyuyorsanız önünüzdeki laptopunuzdan ajansınıza ya da kuruma fotoğraf göndermek. Tabi, NBA’deki bu uygulama ABD’nin en önemli spor organizasyonları olan Super Bowl, NCAA, Amerikan Futbolu, Beyzbol ve benzerlerinde de geçerli.
Siyasi toplantılar, mitingler, liderlerin ikili görüşmelerinde akreditasyon ve “pool” uygulamaları : Eşitlikler ülkesi Birleşik Devletler’de her foto muhabiri “eşit” mi ? Türkiye’de, medyada uzun süredir bir “pool” uygulamaları tartışması sürüyor. Siyasi mitingler, Birleşmiş Milletler ve Başkent Washington DC’deki akreditasyon uygulamalarından bizzat yaşadığım birkaçını anlatarak “model ülke”de işlerin nasıl döndüğünü “somut olarak” göstermekte fayda var. Chicago’da Obama’nın zaferini ilan ettiği 4 Kasım 2008 akşamı düzenlenen “Zafer Gecesi” organizasyonu için dünya medya tarihinde hemen hemen ilk kez olan bir uygulama gerçekleşti ve Obama’nın konuşmasını “haberlestirecek” foto muhabirleri, kameramanlar, canlı yayın ekipleri ve radyo muhabirlerinin bağlı olduğu kuruluşlarından 450-1200 dolar arasında “para” talep edildi. Basının haber alma özgürlüğündeki ilk sınırlama “aşırı talep” gerekçe gösterilerek bu şekilde gerçekleşti. AKP’nin, CHP’nin ya da MHP’nin bir seçim gecesi muhtemel zaferi için böyle bir talepte bulunduğunu düşünebiliyor musunuz ? Bunun arkasından gelecek “basının haber alma özgürlüğü” tartışmalarını. Amerika’da benzeri tartışmalar oldu ama bu daha çok “blog”larda sıkışıp kaldı.
Peki sonra ne oldu ? Obama’nın konuşacağı kürsü önünde ve yanında basına ayrılan “paralı” yerlerde öncelik Amerikan ulusal medyasına gösterildi. Foto muhabirleri için detaya inersek, platform altında kalan 1.sıra yerler AP, Reuters, Getty gibi ajanslara tahsis edildi. 2.sıra yerler ülkenin önde gelen gazetelerinin foto muhabirlerine açıldı. Kürsüye 600-700 metre mesafedeki “parasız genel medya” alanı ise diğer ülke ajanslarına, diğer ülke gazeteleri çalışanlarına ve ABD’deki “wire services” olarak tabir edilmeyen, yani AP-Reuters gibi anında fotoğraf/haber hizmeti sağlama zorunluluğu olmayan ajansların foto muhabirlerine/muhabirlerine açıldı. Mesela, Magnum’un son dönemde en dikkat çekici işlere imza atan foto muhabirlerinden Paolo Pellegrin ancak bu “genel medya alanı”nda işi takip etme şansına erişebildi. Ne Reuters, ne AP, ne Getty, kimse de “genel medya alanı”nda bulunan diğer kurum foto muhabirlerine gelip “öndeki yerler pool fotoğraftı” diyerek kullandıkları avantajdan yararlandırmadı.
Benzeri örnek başkentteki Bush-Obama Devir Teslim Töreni’nde de yaşandı ve aynı şekilde yakın mesafeler ağırlıklı olarak büyük bütçeli ajanslara ve ABD’nin ulusal gazetelerine ayrıldı. Bu kez genel medya alanı daha da uzağa alınarak yaklaşık 1 kilometrelik bir mesafeye çekildi.
Tabi, tüm bu koşullar altında bile “genel medya alanı”na akreditasyon almak çeşitli zorluklar gerektiriyor. Yani, Türkiye’de bir partinin mitingini izlemeye gider gibi yarım saat kala ekipmanınızı alıp miting alanına maalesef gidemiyorsunuz. Bir Türk gazeteci olarak yine önceden hangi parti ise o partinin medya ilişkileri departmanı ile iletişime geçmek, NBA’deki uygulamaya benzer kurumu, haberi kimlere ulaştıracağınızı anlatan detaylı resmi antetli yazılar fakslamak ve sonucu beklemek gerekiyor.
Obama’nın zafer konuşmasını yapacağı organizasyon için verilen akreditasyon kartlarını alırken size uymanız gereken kurallar da tek tek anlatılıyor ; miting alanında bulunmanız gereken saat, bulunacağınız platform gibi.. En ilginci de, eğer alandan çıkıp biraz halkın arasına karışıp “zafer sarhoşu” ABD’lileri çekmek isterseniz başınıza geliyor. Tellerle çevrilen “genel medya alanından” çıkmak için önce halk ile medya alanını ayıran kapının önünde bulunan görevliye gidip akreditasyon kartınızı veriyorsunuz, sonra görevliden sadece 20 dakikalık bir süreniz olduğunu öğrenip, aldığınız ayrı bir kart ile o kapıdan halkın arasına karışıyorsunuz. 4 Kasım gecesi Chicago’daki tarihi gece için 500 bin kişinin mitingin yapıldığı parkta toplandığını söylersem yirmi dakikada ne çekip o kalabalığın arasından tekrar oraya geri dönebileceğinizi siz hesaplayın ? Eğer 20 dakikayı geçerseniz, güvenlik gerekçesiyle tekrar medya alanı içerisine giremiyorsunuz.
New York’taki Birleşmiş Milletler binasında da benzer uygulamalar bu kez daha katı olarak karşınıza çıkıyor. BM Genel Kurulu’nda foto-muhabiri olmak ve TBMM Genel Kurulu’nda foto-muhabiri olmak arasında, her ne kadar bizde de meclis akreditasyonları detaylı şekilde uygulansa da çekim esnasında farklılıklar ortaya çıkıyor. Örneğin, BM’nin genel kurulunda ABD Başkanı kürsüde konuşuyorsa onu sadece ABD ulusal basınından foto muhabirleri ile AP, Getty gibi ajansların foto muhabirleri izleyebiliyor, ama genel kurulda bir Türk Başbakanı söz alıyorsa, onu Türk gazeteciler izliyor, ayrıca Amerikalı gazeteciler de izleyebiliyor. BM’de “booth” olarak adlandırılan fotoğraf/görüntü alma alanlarında, kürsüyü en iyi gören yer ise BM fotoğrafçısına ayrılmış durumda. Zemine bir demir ile sabitlenen 400 mm’lik Canon objektifin olduğu yerden sadece BM’nin fotoğrafçıları çekim yapabilme hakkında sahip.

Eylemler ve ani gelişen olaylarda akreditasyon uygulamaları
Dünyanın en büyük fotoğraf makinesi üreticisi markası hangisi diye sorulduğunda verilecek ilk cevaplar Canon ya da Nikon olurdu herhalde. Ama bunun 2009’da tek bir cevabı var, o da Nokia. Artık, hemen herkesin elinde telefonuyla birlikte bir fotoğraf makinesi var ve iyi ya da kötü her hangi bir olayda fotoğraf çekebiliyor ve ABD’de “citizen journalist”, bizde “yurttaş foto muhabirliği” olarak adlandırılan bu sistem ulusal gazeteler ve ajanslarda son yıllarda artarak yer buluyor.
Ama, bu sistem New York, Paris, İstanbul gibi büyük metropollerdeki güvenlik tedbirleri, olay anında hızlı güvenlik uygulaması, fotoğraf /görüntü çekim iznine sahip olabilme gibi nedenler dolayı eylemler ve ani gelişen olaylarda çok fazla işlemiyor. En azından bunun New York’ta fazlasıyla geçerli olduğu söylenebilir. Şöyle ki; New York’ta eğer bir eylem takip etmek istiyorsanız sistem New York Polis Teşkilatı (NYPD) üzerinden çalışıyor. NYPD’den kişiye özel çıkarılmış kartınız olmadığı takdirde, eylemleri, festivalleri çekme şansınız hemen hemen yok, ama bu kartınız olduğu takdirde ani gelişen olaylarda polis kordonu içine girme şansınız bile var. Örneğin, New York’ta son yaşanan yolcu uçağının Hudson Nehri’ne zorunlu iniş yapması olayında, NYPD’de kartı olanlar polis kordonundan rahatlıkla geçip olay yerine gidebilirken, diğerleri kordon arkasında beklemek durumunda kalıyorlar. Türkiye’de henüz uygulanmayan bu sistem, ABD’de her eyalette o eyaletin polis teşkilatlarınca verilen “working pres/çalışan basın” kartı ile yıllardır uygulanıyor.
Sonuçta, doğru ya da değil, Amerika’da –ister foto muhabiri olsun ister muhabir ya da kameraman – basın mensuplarına sıkı bir akreditasyon uygulaması var. Bu sistemin en önemli nedeni de ülkenin hemen her kurumunda ve toplum üzerinde hissedilen “korku”nun getirdiği güvenlik. Bu nedenle, bir de yabancı gazeteci iseniz çalışma koşulları Türkiye’ye göre çok daha zor oluyor ve bir fotoğraf çekebilmeniz için düzenlenen kurallara uymanız, işinizi yapabilmek için de akreditasyon kurallarına uyamanız gerekiyor.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.